TEVBE - ZİKİR

Tevbe ile zikir arasındaki bag nedir?

Tevbe dönüştür. Günahtan sevaba dönüş. Tevbe edene taib denir. Tevbeyi kabul edene de tevvab denir. Tevvâb Allah’tır. Kul günahlardan pişman olup sevap yapmaya dönünce Allahü Teâlâ da kulunu cehenneme koymaktan Cennetine koymaya döner.
Tevbe ettikten sonra dönülecek amellerin birincisi namazdır. Namaz tam bir zikirdir. Zikrin bütün çeşitleri içinde olan bir ibadettir. Dil ile zikir, vücutla zikir ve kalble zikir namazda mevcuttur.
Tevbe ve zikir iç içedir, yanyanadır. Bu sebeple Sevgili peygamberimizin tevbe ve zikirle alakalı mübarek sözlerini bir arada topladık.
Tevbe ile alakalı Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
وَ اِذاَ جَاءَكَ الَّذينَ يُؤْمِنُونَ بآياَتِناَ فَقُلْ سَلاَمٌ عَلَـيْـكُمْ كَـتَبَ رَبُّـكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا بـِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ (54)
Meali: Âyetlerimize îmân ediyor olanlar, yanına geldikleri zamanda de ki:
-“Selâm sizlere! Rabbınız kendine rahmeti yazdı. İçinizden her kim bir câhillikle bir kabahat yapmış, sonra arkasından tevbe edip düzelmiş ise, ona karşı gafûr-rahîm olmayı irâde buyurdu.” 54.

Âlimler (r.h. hazerâtı) buyurdular:
1- Önce günahın çirkinliğini düşün;
2- Sonra da bunda kendi zaafiyetini ve hayatının azlığını düşün…
Bir karıncanın ısırmasına ve güneşin sıcaklığına tahammül edemeyen bir kişi, cehennem ateşine ve yılanların ısırmalarına nasıl dayanabilir?
Kulun, günahların bütün kısımlarından çıkması gerekir.
Sen Allâhü Teâlâ hazretleri ile aranda olan günahlardan tevbe ve istiğfâr ile çıkmalısın. Allâh’ın kulları (mahlukat) arasında olan günahlardan ise,
a) Helalleşmekle,
b) Ve hak sahiplerine haklarını vermekle olur.
Ama terkedilen vacipler;
1- Namaz,
2- Oruç,
3- Zekat gibi ibâdetler, mümkün mertebe kazâ edilir…
Seninle Allâhü Teâlâ hazretleri arasında olan günahlar;
1- İçki içmek,
2- Çalgı aletlerini çalmak,
3- Faiz yemek,
4- Ve benzeri günahlardan ise,
a) Kalbinin geçmişlere pişman olması,
b) Kalbine bir daha benzeri günahlara düşmemenin tam olarak yerleşmesidir.
1- Mümkün mertebe hasımları râzî ettikten sonra;
2- gücün yettiği kadar kaçırdıklarını (zekat ve namazı) kazâ ettikten sonra;
3- Kalbinin günahlardan kaçınması üzerine ;
4- Senin yakarma, yalvarma ve tazarru ile güzel bir şekilde Allâhü Teâlâ hazretlerine, dönmen gerekir ki, lütf ü keremiyle O sana kâfi gelsin...

Tevbe
Tevbenin bütün şartlarını yerine getirdikten sonra, gider gusül abdesti alırsın. Elbiselerini yıkarsın (ya da temiz elbiseler giyersin) iki rek'at namaz kılarsın.
Sahih hadis-i şerifte olduğu gibi:
مَا مِنْ عَبْدٍ يُذْنِبُ ذَنْبًا فَيُحْسِنُ الطُّهُورَ ثُمَّ يَقُومُ فَيُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ يَسْتَغْفِرُ اللَّهَ اِلَّا غَفَرَ اللَّهُ لَهُ
-"Bir kul yoktur ki, herhangi bir günah işlediğinde, güzel bir şekilde tahâret alır (abdest veya güsûl abdestini alır); ardından kalkar iki rek'at namaz kılar ve sonra istiğfâr eder (Allâhü Teâlâ hazretlerinden bağışlanmasını dilerse); muhakkak ki Allâhü Teâlâ onu bağışlar."

Başka bir hadis-i şerifte buyuruldu:

أَيُّمَا عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ تَرَكَ صَلاَتَهُ فِي جَهَالَتِهِ فَتَابَ وَنَدِمَ عَلَى تَرْكِهَا فَلْيُصَلِّ يَوْمَ الْجُمُعَةِ بَيْنَ الظُّهْرِ وَالْعَصْرِ اثْنَى عَشَرَةَ رَكْعَةً يَقْرَأُ فِى كُلِّ مِنْهَا الْفَاتِحَةَ وَ آيَةَ الْكُرْسِىِّ وَاْلاِخْلاَصَ وَالْمُعَوَذَتَيْنِ مَرَّةً لاَ يُحَاسِبُهُ اللهُ تَعَالَى يَوْمَ الْقِياَمَةِ وَوَجَدَ صَحِيفَةَ سَيِّئآتِهِ حَسَنَاتٍ
-"Herhangi bir erkek veya kadın kul, cehâleti zamanında namazını terk etmiş ve terk etmiş olduğu namazların üzerine büyük bir pişmanlık duymuşsa; o kul, Cuma günü, öğlen ile ikindi vakti arasında, on iki rek'at namaz kılsın; Her rek'atında;
Fatiha, Âyetü'l-Kürsi, İhlâs, Felak, ve Nas sûrelerini birer kere okursa; (sonra da istikametini düzeltip Allah yolunda gitmeye tam karar verir de bu niyet ile ölürse) Allâhü Teâlâ hazretleri, kıyâmet günü onu hesâba çekmez. Ve o kişi, kötülük ve günahlarını amel defterinde iyilikler bulur…" Onu "Muhtasaru'l-İhyâ" da zikretti.

Günahları Silen Bir Dua

Tergîb ve Terhîb isimli kitapta buyuruldu:
اِنَّهُ جاء رجلٌ إلى رسول اللّه صلى اللّه عليه وسلم فقال:
"وَاذُنُوباهُ وَاذُنُوباهُ! مرّتين أو ثلااثاً، فقال له رسولُ اللّه صلى اللّه عليه وسلم: "قُلِ اللَّهُمَّ مَغْفِرَتُكَ أوْسَعُ مِنْ ذُنُوبي، وَرَحْمَتُكَ أرْجَى عِنْدِي مِنْ عَمَلي، فقالها، ثم قال:
عُدْ، فعاد، ثم قال: عُدْ، فعاد، فقال:
قُمْ فَقَدْ غُفِرَ لَكَ
Muhakkak ki Adamın biri Efendimiz (s.a..v) hazretlerine geldi. Ve:
-"Vah benim günahlarıma! Vah benim günahlarıma!" dedi, iki veya üç kere…
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona şöyle buyurdu:
-"Şöyle dua et:
اَللَّهُمَّ مَغْفِرَتُكَ أوْسَعُ مِنْ ذُنُوبي، وَرَحْمَتُكَ أرْجَى عِنْدِي مِنْ عَمَلي

Okunuşu: “Allahümme mağfiretüke evseu min zünûbî ve rahmetüke ercâ ındî min amelî
-"Allâhım! Senin mağfiretin benim günahlarımdan daha geniştir! Senin rahmetin benim yanımda günahlarımdan daha ümitlidir."
Adam bu şekilde dua etti. Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona:
-"Tekrâr et!" buyurdu. Adam tekrâr etti. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona yine;
-"Bir daha söyle!" buyurdu. Adam bu dua ve istiğfârı tekrâr söyledi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:
-"Kalk! Allâh seni mağfiret etti (günahlarını bağışladı)!" buyurdu."

Mü'minler İçin İstiğfâr

Mü'minlere istiğfâr hakkında Efendimiz s.a.v. hazretleri buyurdu:
مَنِ اسْتَغْفَرَ لِلْمُؤْمِنينَ كُلَّ يَوْمٍ كَتَبَ اللهُ لَهُ بـِكُلِّ مُؤْمِنٍ وَمُؤْمِنَةٍ حَسَنَةً
-"Kim her gün mü'minler için istiğfârda bulunur (Allâhım mü'minleri bağışla diye dua ederse); her mü'min erkek ve mü'min kadın sayısınca; Allâhü Teâlâ hazretleri ona bir hasene yazar."

Ölüler Affolmak için Dualarımızı Bekliyorlar

ما الميت في قبره إلا كَالغريق الْمُتَغَوِّثِ ينتظر دعوةً تَلْحَقُهُ من أب أو أم أو ولد أو صديق فإذا أَلْحقته كانت أحب إليه من الدنيا وما فيها، وإن الله تَعَالى لَيُدْخِلُ على أهل القبور من دعاء أهل الدنيا أمثال الْجبال، وإن هدية الأحياء إلى الأموات الاستغفار لهم والصدقة عليهم.
-"Mezarındaki ölü, denizde boğulmak üzere olup imdât dileyen kimse gibidir. O kendisine gelecek olan duaları bekler. Ölü;
Babasından, annesinden, Kardeşinden, Arkadaşından, Dost ve yakınlarından gelecek olanı (dua ve hediyeleri) bekler. Ölüye bir dua (ve hediye) geldiği zaman, o dünya ve içindekilerden daha sevimli ve daha hayırlıdır. Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri, dünya ehlinin dualarını dağlar misâli, kabir ehlinin üzerine sokar… Muhakkak ki hayattakilerin ölülere hediyeleri, onlar için; istiğfâr etmektir ve onlar için sadakalar vermektir."

Kur'ân-ı Kerimden Bir Tevbe şekli
رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
-"Yâ rabbenâ. Mağfiret buyur bana ve anama, babama ve bütün mü’minlere, hesap başa dikileceği gün.”
فَاِنَّكَ مَرْجِعُ كُلَّ تَوَّاب وَ أوَّاب
-"Muhakkak ki sen her tevvâb ve evvâbın kendisine döneceğisin…"

Tevbenin makamları

İmâm Gazalî (r.h.) hazretleri, "Minhâcû'l-Âbidîn" isimli kitabında buyurdular:
Tevbe'nin makâmları üçtür.
1- Günahların çirkinliğini düşünmek,
2- Allâh'ın azâb ve gadabını düşünmek,
3- Kendi zayıflığını düşünmektir.
Birincisi, günahların gayet çirkin olduklarını düşünmektir.
İkincisi: Allâhü Teâlâ Hazretleri’nin cezâlandırması gayet şiddetli, azâbının çok elim (ve acı verici) ve senin onun gazâbına takat getiremeyeceğin kadar büyük olduğunu düşünmektir.
Üçüncüsü: Kendi zayıflığını, tahammülünün az ve çaresizliğini düşünmendir. Zira, güneşin sıcaklığına, polisin tokadına ve karıncanın ısırmasına dayanamayan bir insan, cehennemin sıcağına, zebânilerin kamçılarına ve ateşten yaratılmış olan katır gibi akreplerin, deve boynu gibi cüsseli yılanların ısırmasına nasıl tahammül edecektir; gazab diyârı ve cehennemde?...
Gazabından ve azâbından Allâh'a sığınırız.
Hadis-i şerifte buyuruldu:
اِنْ تُذْنِبْ حَتَّى يَبْلُغَ ذَنْبُكَ عَنَانَ السَّمَاءِ ثُمَّ تَسْتَغْفِرُنِي أَغْفِرْ لَكَ
-"Ey Âdem oğlu! Muhakkak ki sen bana dua ettiğin, yalvardığın ve affını ümit ettiğin zaman, işlemiş olduklarınla berâber seni bağışlarım!
Ey Âdem oğlu! Sen bana yer dolusu günah ve hata ile gelsen ve sen bana bir şeyi şirk koşmadıkça ben de sana o kadar mağfiretle gelir ve seni bağışlarım.
Ey Âdem oğlu! Sen günah işlesen ve hatta senin günahların göğe kadar çıksa ve sonra sen benden mağfiret dilesen; seni mağfiret eder ve bağışlarım!"

Şeytanı Ağlatan Âyet-i Kerime

Sâbit el-Benânî (r.h.) buyurdular:
Bana ulaştı ki ,
وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبـِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلاَّ اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ(135)اُولئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبـِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ(136)
Ve onlar ki, bir kabahat yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri vakit, Allah’ı anarlar da, derhal günahlarına istiğfâr ederler. Günahları da, Allah’tan başka kim mağfiret eder? Hem, yaptıklarına, bile bile ısrar etmezler.135 İşte bunların mükâfâtı, rablarından bir mağfiret ve altından ırmaklar akar cennetlerdir; içlerinde ebedî kalmak üzere onlar... Ne de güzeldir ecri; iş yapanların.136
Âyet-i kerimesi indiği zaman şeytan ağlamaya başladı.
Çünkü kendisine tevbe nasip olmadı.

Rivâyet olundu:
Allâhü Teâlâ Mûsâ Aleyhisselâm'a şöyle vahyetti.
مَا أَقَلَّ حَيَاءُ مَنْ يَطْمَعُ فِى جَنَّتِى بـِغَيْرِ عَمَلٍ يَا مُوسَى
كَيْفَ اَجُودُ بـِرَحْمَتِى عَلىَ مَنْ يَبْخَلُ بـِطَاعَتِى
-"Ey Mûsâ! Amel yapmadan cennetimi isteyenin hayası (utanması) ne kadar azdır!
Ey Mûsâ! Bana itaat ve ibâdet etmekte cimrilik eden kimseye karşı ben nasıl cömert olayım?"

Amelsiz Cennet

Şehr İbni Havşeb (r.h.) buyurdular:
طَلَبُ الْجَنَّةِ بـِلاَ عَمَلٍ ذَنْبٌ مِنَ الذُّنُوبِ وَانْتِظَارُ الشَّفَاعَةِ بـِلاَ سَبَبٍ نَوْعٌ مِنَ الْغُرُورِ وَارْتِجَاءُ الرَّحْمَةِ مِمَّنْ لاَ يُطَاعُ حُمْقٌ وَجَهَالَةٌ
-"Amelsiz cennet istemek günahlardan bir günahtır. Sebebsiz şefaati beklemek bir çeşit aldanmaktır. İtaat edilmeyenden, rahmet dilemek ise cehâlet ve ahmaklıktır."

Râbiatü'l-Basriyye (r.h.) buyurdular:
Kurtuluş umarsın. Ama onun yolunda yürümezsin. Muhakkak ki gemi kuru yerde yürümez. Karada gemi hareket etmez.

Kuşeyrî (k.s.) buyurdular:
Allâhü Teâlâ hazretleri, Mûsâ Aleyhisselâm'a şöyle vahyetti:
قُل لِلظَّلَمَةِ حَتّى لاَ يَذْكُرُونِى فَإِنِّى أَوْجَبْتُ أَنْ أَذْكُرَ
مَنْ ذَكرنِى وذِكْرِى لِلظَّلَمَةِ بِاللَّعْنَةِ
-"Ey Mûsâ! Zâlimlere beni zikretmemelerini söyle! Zîrâ ben azîmü'ş-şân beni zikredeni zikretmeyi üzerime vâcib kıldım. Benim zâlimlere zikrim lânettir."

Hulasa, işlerin esâsı ve temeli imândır. İman ise şirke zıt olan tevhîd ile hâsıl olur. Bu da kişiyi tevbe ve istiğfâra götürür. İman esâs olduğu için muvahhid olan bir mü'min müttekîlerden sayıldı. Bu imanı, onun cennete girmesine sebebtir.
Bundan dolayı mü'min kişiye gereken, ihtiyârını (istek ve arzusunu) Allâhü Teâlâ hazretlerinin emirlerine bağlanma cihetine doğru sarfetmesi ve Allâhü Teâlâ'nın yasakladığı şeylerden kaçınmasıdır. Allâh onun (ve seçtiği şeyin) yaratıcısıdır. Eğer tevfik amel tarafına olursa, inâyeti ilâhî de o cihette olur…

Allâhü Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri, sevdiği ve râzı olduğu şeylere muvaffak kılsın! Kendisinden râzı olduğu bu kalbleri kendi lutfu ve keremiyle tedâvî etsin.
İslâh anahtarları, azgınlıktan kurtuluş, felâh ile zafer Allâhü Teâlâ hazretlerinin elindedir.

Hikaye (Tevbe)

İşittim ki, İbrâhim Edhem (k.s.) hazretleri,
Bir gece devlet tahtında mışıl mışıl uyuyordu. Bir mutlu şekilde... Sarayın tavanında bir ayak sesi işitti. Yerinden kalktı. Dağınık bir halde… Kendi kendine söylendi:
"O kim ola? Damda olan acaba kimdir?" Sonra seslendi:
-"Bu vakitte sarayımızın damına çıkan kimdir? Cevâb geldi:
-"Ey cihâh şâhı! Devemi kaybettim. Ben fakir ve müflis yaşlı bir kişiyim!
Şah olduğu yerinde güldü.
-"Sarayın damında deve ne gezer?"dedi. İkinci cevâb geldi:
-"İyi bahtlı genç! Hiç aranır mı Allâh, tahtta yatmakla? Eğer sen yiyerek, uyuyarak ve rahatına bakarak Allâh'ı ararsan; ben de damın köşesinde deve ararım!... İbrâhim Edhem gizliden bu sesleri ve öğütleri işitti. Hiç şüphesiz dünyadan ferâgat etti. Tevbe etti. Menzil, makam ve meviklerinden tecrid eden bir yola girdi. Sonra bütün âlemlerde makbûl bir kişi oldu….
Hüccetü'l-İslâm İmam Gazâlî (r.h.) hazretleri, "İhyâ-u Ulûmiddîn" isimli kitabında buyurdular:
Hikâye (Tevbe)

Sahâbelerin vaktinde (asr-ı saadette) şeytan, ordusunu etrafa yaydı. Hüsrâna uğramış ve perişan bir halde geri döndüler. Şeytan onlara sordu:
-"Nedir bu haliniz?" Onlar:
-"Bunlar gibi insanları hiç görmedik! Bizi çok yordular. Onlardan bizim alacağımız hiçbir şey yoktur!" dediler. Şeytan onlara:
-"Onlara vesvese vermeye gücünüz yetmez. Onlar, peygamberleriyle sohbet ederken ve vahyin inmesini müşâhede ederken siz onları asla aldatamazsınız! Lâkin onlardan sonra bir kavim gelir; hâcetinize onlarda nail olursunuz!" dedi.
Tevbe ediciler devri geldiğinde, şeytan yine ordusunu etrafa yaydı. Şeytanın ordusu yine kırık ve ümitsiz bir halde geri döndüler. Şeytan onlara:
-"Nedir bu haliniz?" diye sordu. Onlar:
-"Böyle acâib (ve tuhaf) bir topluluk görmedik! Onlar biraz günah işleseler, günün sonu yaklaşınca hemen istiğfâr etmeye başlayıp, günahlarını sevâba çeviriyorlar!" Şeytan:
-"Siz onlardan bir şeye nail olamazsınız! Çünkü onların tevhidi sıhhatli ve onlar, peygamberleri Muhammed’in sünnetine tâbi oldukları için onları bozamazsınız! Lâkin bunlardan sonra, gözünü aydınlatacak ve yüzünüzü güldürecek bir kavim gelecektir. Onlarla oyun oynayıp, onları nefislerine uydurup, istediğiniz gibi yönlendirecek ve yöneteceksiniz! Onlar tevbe etmezler ki mağfiret kılınsınlar. O gün onlar tevbe etmeyeceklerdir. Onlar tevbe etmedikleri için kötülükleri iyiliğe çevirilmeyecektir!" dedi.

Buyurdular:
Birinci asırdan sonra bir topluluk gelir. Onların içine hevâ-ü heves yayılır. Onlar nefislerinin hevâsına kapılırlar.
Bid'atlar, kendilerine süslü gösterilir. Bid'at (ve haramları) helâl görürler.
Bid'atları din edinirler. Ondan tevbe ve istiğfâr etmezler.
O asır'da İblis, onların üzerine düşmanları musallat kılar. Şeytan ve şeytanın ordusu bid'at ve nefislerine uyanları diledikleri gibi yönetirler…
Rivayet olundu:
روى: ان جبريل عليه السلام اَتَاهُ عِنْدَ مَوْتِهِ فَقَالَ:
ياَ مُحَمَّد! اَلرَّبُّ يَقْرَأكَ السَّلاَمُ وَيَقُولُ:
مَنْ تَابَ قَبْلَ مَوْتِهِ بـِجُمْعَةٍ قَبـِلْتُ تَوْبَتَهُ. قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ:
اَلْجُمْعُةُ كَثِيرَةٌفَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ وَقَالَ:قَالَ اللهُ تَعَالَى: مَنْ تَابَ قَبْلَ مَوْتِهِ بـِسَاعَةٍ قَبـِلْتُ تَوْبَتَهُ. فَقَالَ:
اَلسَّاعَةُ كَثِيرَةٌفَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ وَقَالَ:
اِنَّ اللهَ يَقْرَأُكَ السَّلاَمُ وَيَقُولُ:اِنْ كَانَ هَذَا كَثِيراً فَلَوْ بَلَغَ رُوحَهُ الْحَلْقَ وَلَمْ يُمْكِنْهُ اْلإِعْتِذَارَ بـِلِسَانِهِ وَاسْتَحْيَى مِنِّى وَنَدِمَ بـِقَلْبـِهِ غَفَرْتُ لَهُ وَلاَ اُبَالِى.

Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin vefatı anında Cebrâil Aleyhisselâm geldi. Ve:
-"Ey Muhammed (s.a.v.)! Rabbin sana selâm ediyor! Ve buyuruyor ki:
-"Kim ölümünden bir Cuma önce tevbe ederse; ben onun tevbesini kabul ederim!" Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:
-"Bir Cuma çoktur!"
Cebrâil Aleyhisselâm gitti. Sonra döndü ve buyurdu:
-"Allâhü Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki:
"Kim ölümünden bir saat önce tevbe ederse, onun tevbesini kabul ederim!"
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:
-"Bir saat çoktur!"
Cebrâil Aleyhisselâm gitti. Sonra döndü. Buyurdu:
-"Allâhü Teâlâ Hazretleri, sana selâm ediyor! Ve buyuruyor ki:
-"Eğer bu saatlik süre çok ise, onun ruhu boğaza gelinceye kadar tevbesini kabul ederim! Eğer diliyle özür dilemek mümkün olmazsa ve (işlemiş olduğu günahlardan dolayı) benden utanır ve kalbiyle pişman olursa, onun bütün günahlarını bağışlarım! Hiç aldırış etmem!"
قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ:
اِنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ تَوْبَةَ الْعَبْدِ مَا لَمْ يُغَرْغِرْ
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:
-"Şüphesiz Allahü Teâlâ Hazretleri kulun tevbesini kabul eder gargara hâline varmadıkça..."
Ölüm anında iman etmek kabul olmadı:

فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ إِيمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ فِي عِبَادِهِ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ
"Amma hışmımızı gördükleri vakit ki imanları kendilerine fayda verecek değildi. Allah’ın kullarında geçegelen sünneti; ve işte hüsrâna bu noktada düştü kâfîrler."

Tevbe ve Ölüm Meleği

Tevbe kulun bütün hayatına yayılmıştır. Ruhları kabzeden ölüm meleğini görür. Bu ise ruhun gargara yaptığı zamandır.
Ruh, kalbe giden damardan kesilip, göğüsten ayrılıp boğaza geldiğinde, gargara yapar. İşte bu ân kişiye (hakikatın) âyan olduğu (göründüğü) andır... Ölümün hazır olduğu andır.
İnsanın üzerine vacib olan, (ölüm gerçeğinin) âyân olduğu (gözle görülüp gözlerin ölüme dikildiği) ân gelmeden ve gargara (canın çıkma) vakti gelmeden önce tevbe etmektir. İşte bu; "Sonra çok geçmeden tevbe ederler." Kavl-i şerifinin manâsıdır. (Bu durumda da)
1- Muhakkak ki bu vakitte ondan sadır olan tevbe sahihtir. Çünkü recâ ve ümidi bâkidir.
2- Pişmanlığı sahihtir.
3- Günah fiillerini terk etmesi geçerlidir.

Sa'dî (k.s.) buyurdular:
Tarikata gir, Tevbe et. Ve sulhu (barışı) ara!
Şefaatçi teşvik etmektedir. Sen özrünü söyle!
Pişman ol günahlarından…
Hayata bağlılığın bir sûret ve lahza kaldı.
Çünkü ömür sona erdi, zamanın uzaklığıyla…

Tevbenin Şartları

Tevbe, mü'minlerin üzerine farzdır. Tevbenin dört şartı vardır.
1- Kalble pişmanlık,
2- Hemen ma'siyeti terk etmek,
3- Bir daha günahın (kendisini) ve bir benzerini işlememeye azmetmek.
4- Bu tevbe (Allâh için olmalıdır).
a) Allâh'tan hayâ ettiği için,
b) Allâh korkusundan olmalıdır.
c) Başkasından utanıldığı ve korkulduğu için değil..

Tevbe de Tevbeye Muhtaç

Hasan-ı Basrî (k.s.) Hazretleri buyurdular:
اِسْتِغْفَارُنَا هَذَا يَحْتَاجُ اِلَى اسْتِغْفَارٍ
-"Bizim bu istiğfârımız; istiğfâra muhtaçtır!"
Kurtubî Hazretleri, "Tezkiretü'l-Mevtâ" isimli kitabında buyurdular:
-"Hasan Basrî (r.h.) Hazretlerinin bu sözleri, onun kendi zamanında söylenilmiş bir sözdür! Zamanımızda yaşasaydı nasıl düşünürdü?
Bu zamanda insanları görürsünüz, zulme dalmışlar! Zulme karşı ihtiraslıdırlar. Bir türlü kendilerini zulümden kurtaramıyor-lar. Ellerinde tesbih, (diliyle istiğfâr okuyor bu haliyle) günahlarından istiğfâr ettiğini zannediyor! Bu onun (tevbeyi) alay edip hafife almasıdır.
Allâhü Teâlâ Hazretlerinin âyetleriyle istihzâ edenlerden daha zâlim kimdir?"
İnsan, günahlarından hakikî bir pişmanlıkla tevbe etmelidir.

Tevbe ve Göz Yaşı

Rivâyet olunur:
Melekler, kulun kötülük ve günahları ile göğe yükselirler. Onu levh-i mahfûza arzettikleri zaman, onun yerinde hasenâtın (iyiliklerin) olduğunu görürler. Melekler yüzükoyun yere kapanırlar. Ve derler ki:
-"Ey Rabbimiz! Sen bilirsin biz ancak kulun yaptıklarını yazdık!" Allâhü Teâlâ Hazretleri buyurdular:

صَدَقْتُمْ وَلَكِنَّ عَبْدِى نَدِمَ عَلَى خَطِيئَتِهِ وَاسْتَشْفَعَ اِلَىَّ بـِدَمعِهِ فَغَرْتُ ذَنْبَهُ وَجُدْتُ عَلَيْهِ بـِالْكَرَمِ وَاَنَا اَكْرَمُ اْلأَكْرَمِينَ
-"Doğru söylediniz! Lakin kulum hatalarına pişman oldu. Göz yaşlarıyla benden mağfiret diledi. Ben de onun günahlarını bağışladım. Keremimle ona cömertlikle muâmele ettim. Çünkü ben ikrâm edenlerin en ikrâm edicisiyim!"

Ağlamak

Celâleddin-i Rumî (k.s.) buyurdular:
Her ağlamanın sonu gülmektir. Ağlamak rahmettir. Her üzüntünün sonu sevinçtir. Sonunu gören mübârek kuldur.
Her akan suyun gittiği yer yeşillik, Her göz yaşının aktığı yer de rahmet olur. Ağlamayan kaşlarda gülme çimenliği tutmaz. Ağlamayan çocuğa da süt verilmez.

Hikaye (Tevbe)

Ahmed bin Abdullah el-Makdisî (r.h.) buyurdular:
-"İbrâhim bin Edhem (k.s.) Hazretlerine, halinin başlangıcından sordum!" Buyurdular:
-"Sarayımın penceresinden bakıyordum, köşkümün kenarında oturmuş bir fakir gördüm. Bu fakir ekmek, su ve tuz yedi. Sonra uyudu. Onu çağırdım. Ve ona:
-"Sen karnını doyurdun ve uyumaya hazırlandın?" dedim o:
-"Evet!" dedi.
Bu hadise üzerine Allâhü Teâlâ Hazretlerine tevbe ettim. Allah'a döndüm. O gece hemen yünden yapılmış bir çul (aba) giydim ve başıma sarık sardım ve yayan olarak Mekke-i mükerremeye doğru yola çıktım.

Allâhü Teâlâ Hazretleri bir kula hayır dilediği zaman;
1- Onu kendi nefsi için seçer.
2- Onun kalbinde bir kandil yakar.
3- O kişi hâk ile bâtılın arasını tefrik eder,
4- O kendi nefsinin ayıplarını görür.
5- Hatta dünyayı terk eder.
6- Dünyayı bırakır.
7- Kendi yularını dünyanın üzerine atar.

Allahü Teâlâ Hazretleri bizleri ve sizleri, dünyaya meyletmekten korusun! Gece gündüz nefsin hevâ-ü hevesine ısrâr etmekten kalbimizi ölmekten muhâfaza buyursun!

Tevbe zorla olmamalı

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ
"Yoksa kabahatleri ve günahları yapan kimselere tevbe yok."
حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ
"Tâ her birine ölüm gelince:"
Sekerâtü'l-mevt (ölüm sarhoşluğu) vaki olup ve ölüm meleğini müşâhede ettikleri zaman... Diğer alâmetlerden başka… Çünkü tevbe orada (ruh çıkmak üzereyken) tevbe makbûldür. (Ölüm gelince ne dedi.?)
إِنِّي تُبْتُ الْآنَ قَالَ
“İşte ben şimdi tevbe ettim.”
İştei bu an kendisinden tevbe kabûl olunmaz. Çünkü bu isteyerek yapılan bir tevbe değildir. Zira bu an "ıztırâr" zorunlu tevbe etme hâlidir. Çaresizlikle yapılmış bir tevbedir.

وَلاَ الَّذِينَ يَمُوتُونَ
"O ölenlere de yok"
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ
"Yoksa kabahatleri yapan kimselere tevbe yok." Kavl-i şerifine atıftır. Yani ölenlere tevbe yoktur.
(Ne oldukları halde ölenlere tevbe yoktur?)
وَهُمْ كُفَّارٌ "Kâfir oldukları halde"
Kâfir oldukları halde ölenlere tevbe yoktur.
Küfürlerine ısrâr edenler, ölüm yaklaştığı zaman veya âhiret azabını gördüklerini (azab kendilerine ayân beyân göründüğünde) tevbe edenlerin tevbesi makbûl değildir.
أُولَئِكَ "Bunlar işte," Bu iki fırka,
أَعْتَدْنَا "Biz (azîmuşşân) hazırladık."
(Bunlar için ne hazırladık?)
لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا(18) "Bunlara, elîm bir azap…"
Onlar için dâimi acı veren bir azab hazırladık.

Tevbeyi Geciktiren

Allâhü Teâlâ Hazretleri, tevbelerinin kabul edilmesi konusunda fasıklardan "yakında tevbe ederim" düşüncesiyle ta ölüm hazır oluncaya kadar tevbesini geciktiren fasıklar ile küfür üzere ölenlerin tevbelerinin arasını müsâvi tuttu ve ikisinin aynı seviyede olduğunu beyân etti.
Sanki "bunların tevbe etmeleri ve tevbe etmemeleri birbirine müvâsidir (eşittir)" buyurdu. Çünkü bunlara tevbe yoktur. Çünkü ölümün hazır olması, âhiretin ilk hallerinden bir hâldir. Küfür üzerine ölmek, yakîn üzere tevbeyi kaçırmaktır.
Yine "yakında tevbe ederim diyerek ölümün hazır olmasına kadar tevbeyi geciktiren" kişinin hâli de böyledir.
Çünkü bu anda tevbe etmeye mahal ve mecâli yoktur.
Bu (küfür üzere ölen kişinin tevbesi ile tevbesini ölümün hazır olma zamanına kadar geciktiren kişinin tevbelerinin aynı) seviyede tutulması;
1- Günahkârın tevbesini ihmâl etmemesi,
2- Akıllı kişinin mağfireti taleb etme yolunda acele etmesi ve gevşek davranmaması içindir.

Celâleddin-i Rumî (k.s.) buyurdular:
Kendi ömür mektubunu kararttın.
Simsiyah kesildi mektubun…Tevbe et!
Hemen onlardan el çek.
Tevbe et ki, Allâh tevbeleri kabul eder.
Allah'ın emrini tut.
O ne güzel emirdir.
...........
Allâhü Teâlâ Hazretleri tarafından inâyet rüzgarı estiği zaman;
1- Kul kendisinden tevbe etmeye bir sür'at (ve çabukluk) bulur.
2- Nefsini tevbenin sebeblerine uzatır.
3- Kul, çok basit ve küçük bir şeyin tesirinde kalır.
4- Ve böylece kabahat ve çirkinliklerinden hemen tevbe eder.
Ebû Süleymân ed-Dârâni (r.h.) Hazretleri buyurdular:
-"Kıssa anlatan (bir hikâyecinin) meclisinde bulundum. Onun hikâyeleri bana tesîr etti. Oradan kalkıp gittiğimde, kalbimde bir şey kalmıyordu. Sonra ikinci kere kendisine döndüğüm ve kendisini dinlediğimde, yine sözleri kalbime tesir ediyor ve tesiri kalbimde kalıyordu.
Evime döndüm. Mühâlefet aletlerini kırdım. Sonra tarikata girdim. Bu hikâye Yahya bin Muaz (r.h.) Hazretlerine anlatılınca buyurdular:
-"Serçe, turnayı avlamış!"
Serçe ile hikâyeciyi; turna ile de Ebû Süleyman ed-Darânî Hazretlerini kasdettiler.






Koşuşmak

Allahü Teâlâ buyurdu:

وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبـِكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
"Ve koşuşun rabbınızdan bir mağfirete ve bir cennete ki, eni semâvât u arz genişliğidir; müttakîler için hazırlanmıştır."
Günahkârın koşuşması, tevbeyedir.
Isrâr'dan terk etmeye koşmaları, Gaffâr ve Melik olan Allâhü Teâlâ Hazretlerine dönmesidir.
İtaatkârın koşuşması ise, kötülüklerden kaçınması, Çok hayır işlemesi, Hasenâta koşuşmasıdır.

Günahlar Geciktirilir

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
صَاحِبُ الْيَمِينِ أَمِينٌ عَلَى صَاحِبِ الشِّمَالِ، فَإِذَا عَمِلَ الْعَبْدُ حَسَنَةً يَكْتُبُ لَهُ عَشْرًا
فَإِذَا عَمِلَ سَيِّئَةً فَأَرَادَ صَاحِبُ الشِّمَالِ أَنْ يَكْتُبَهَا قَالَ لَهُ صَاحِبُ الْيَمِينِ:
أَمْسِكْ! فَيُمْسِكُ سِتَّ سَاعَاتٍ، فَإِنِ اسْتَغْفَرَ اللهَ مِنْهَا لَمْ يَكْتُبْ عَلَيْهِ شَيْئًا، وَإِنْ لَمْ يَسْتَغْفِرِ اللهَ كُتِبَتْ عَلَيْهِ سَيِّئَةٌ وَاحِدَةٌ.

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:
-"Sağ tarafın meleği, sol tarafın meleği üzerine emin (ve emir)dir. Kul bir hasene (iyi) bir amel işlediğinde sağ tarafın meleği o iyiliği on kat misliyle yazar.
Kul bir günah ve kötülük işlediğinde, sol taraf meleği hemen yazmak ister; sağ tarafın meleği ona:
-"Dur! Hemen yazma!" der.
O da altı saat durur. Eğer günah işleyen kimse altı saat içinde, tevbe ve istiğfâr edecek olursa, ona hiçbir şey yazılmaz. Eğer bu zaman içerisinde tevbe ve istiğfâr etmese, sol tarafın meleği ona sadece bir günah yazar."
Her Müslüman kişi sabaha girdiğinde ve akşâma ulaştığında tevbe etmeli ve tevbesini geciktirmemelidir.

Acele Yerler

Ebû Bekir Vasitî (k.s.) Hazretleri buyurdular:
Her şeyde acele etmemek güzeldir. Ancak üç şeyde acele edilir:
1- Vakti geldiğinde namazı kılmak,
2- Ölüyü defnetmek,
3- Günah işlenildiğinde tevbe etmekte hemen acele edilmelidir.
Eski Ümmetlerin Cezâları

Eski ümmetler, günah işledikleri zaman, helâl olan şeyler, kendilerine haram olurdu.
Eski ümmetlerden biri, günah işlediklerinde, kapısının üzerinde veya alnının üzerinde;
فلان ابن فلان قد اذنب كذا وتوبته كذا
-"Falanca oğlu falan, şu günahı işledi, onun tevbesi de şöyledir…" diye yazılı görürdü.

Bu Ümmete Kolaylık

Allâhü Teâlâ Hazretleri, bu zorluğu ve deşifre olmayı bu ümmete kolaylaştırıp hafif hale getirdi.
Allâhü Teâlâ Hazretleri buyurdu:

وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللَّهَ يَجِدِ اللَّهَ غَفُورًا رَحِيمًا (110)وَمَنْ يَكْسِبْ إِثْمًا فَاِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلَى نَفْسِهِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
"Halbuki, kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’ın mağfiretine sığınırsa, Allah’ı bir gafûr, rahîm bulur. Maamâfîh, kim bir vebâl kazanırsa, onu sırf kendi aleyhine kazanır. Allah alîm, hakîm de bulunuyor."
Rivâyet olundu:
Allâhü Teâlâ Hazretleri, İblîs'e lanet ettiğinde, şeytan, Allâhü Teâlâ Hazretlerinden kendisine mühlet verilmesini istedi. Allâhü Teâlâ Hazretleri de, şeytana mühlet verdi. Yani Allahü Teâlâ Hazretleri, kendisine kıyâmet (sabahına) kadar yaşama mühleti verdi. Ve Allâhü Teâlâ Hazretleri ona:
انظر ما ذا ترى
-"Bak ne düşünüyorsun?" buyurdu. Şeytan:
وعزتك لا اخرج من صدر عبدك حتى تخرج نفسه
-"Senin izzetine yemin ederim ki, senin kulunun göğsünden elbette çıkmayacağım, ta canı çıkıncaya kadar!" dedi. Allâhü Teâlâ buyurdu:
وَعِزَّتِي وَجَلاَلِي لاَ أحجب التَّوْبَةَ عَنْ عَبْدِى حَتَّى تَخْرُجَ نَفْسُهُ
-"İzzetim ve Celâlime yemin ederim ki, canı çıkıncıya kadar, kulumun tevbe (kapısını) kapatmayacağım!"

Allâh'ın rahmetine bak! Allâhü Teâlâ Hazretlerinin kullarına olan şefkat ve acımasını gör! Allâhü Teâlâ Hazretleri (Müslüman) kullarından günah işleyenleri de, المؤمنين "Mü'minler" diye isimlendirdi. Ve buyurdu:
وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
"Hepiniz Allah’a tevbe edin ey mü’minler ki felâh bulabilesiniz!"
Ve Allâhü Teâlâ Hazretleri, tevbe etmelerinden sonra mü'minleri sevdiğini beyan etti:
اِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
"Her halde Allah çok tevbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever."
Mühlet İhmâl Değildir

Hafız buyurdu:
Felek sana bir mühlet verirse, Aldanma!
Hak yoldan çıkma! Sana kim dedi ki,
O acûze dünya hile yapmayı terk etti diye…
O seni aldatmaya çalışmaktadır!.
Bunun için de marifetüllah, Aşk ve muhabbeti tahsil etmeye çalış…

İnsana gereken, eşyâdan hiçbir şeyle meşgûl olmamalı,
Hallerden hiçbir hâl ile mağrûr olmamalı,
Hiçbir şeye aldanmamalıdır.
Allâhü Teâlâ Hazretleri mühlet verse de asla ihmâl etmez.
Ölüm elbette gelecektir. Ömür bittiği zaman; kap dolar.

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla

Sade kolay ve anlaşılır bir dil ile İslam Kültürüne dair herşey..